Zamansız Zamanlamalar

Ahh Annem bu zamansız gitmelerin olmasa!..
Bugün de her gün gibi gidişine uyandım; yokluğuna. Çabuk büyüttün beni, bıraktıklarında. Hani beraber çocukları üniversiteye yollayacaktık. Sen kollarına girip şehirleri dolaşacaktın. Keplerini atarken en önden bağırıp, sarılacaktın aynı ilkokul gösterisinde sessizliğin içinde “o benim torunum!” diye bağırdığın gibi. Askerliğini göremem ama görürsem yemin törenine beni de götürün demiştin. Damatlığını,gelinliğini göremem diyordun. Hep vasiyet ediyordun her şeyini, hayallerini. Sana hep diyordum böyle deme sözünle yazma geleceğini, dinlemedin. Hayallerine hep bir gidiş ekledin. Biz hep varlığına inandık, yokluğunla sınadın. Gittin. Ağabeyim için ben gidersem bu tek yaşayamaz dedin. Çok sürmedi ilk göz ağrın da seni dinledi. Dayanamadı o da gitti. Cebinde hayalleri iyileşecekti, evlenecekti hep diyordu ya “Tümi ben evlenecek miyim?”. Sorardı çocuk ruhuyla. Hiç büyümedi ki. Çocuk kaldı koca bedeninde, hayallerinde…
Nasılsınız yeni evinizde? Yolculuğunuzda kavuşabildin mi yavruna? Güzel güzel koklayabildin mi hasretinden?
Hep biliyordum, hep söylüyordum sözlerinize dikkat edin bir gün duanız olur. Duanız gerçeğiniz olur diye bak sen de bizi sözlerinden bilmeden yaptığın dualarından vurdun.
Olsun ben hiç ağlamadım gittiğinde. Buradaki deneyimi bitti. O yeni dünyasında daha mutlu, hür, sonsuz sevgide sevilecek, koklanacak. Belki ben yokum teninde, belki hatırlamayacaksın bile bu hayatı. Belki başka zamanlarda başka boyutlarda benim özgürümsün, verdiğin sözlerden, hayallerden, benden yana olan yaşanmışlıklarından özgürsün. Bugün ve her gün seni onurlandırmaktan vazgeçmiyorum. Sen benim kalbime gelen en güzel seçimsin. Yorgunluklarımdan, kırdıklarımdan, yapamadıklarımdan geriye kalanlar için beni affet, seni affediyorum. Terk edişini, gidişini ve söz verip yaşamadığın yaşatmadığın her şey için seni affediyorum.
Sen ve ben özgürüz. Seni çok seviyorum. Lütfen beni affet! Senden özür dilerim. Varlığına, yokluğuna sonsuz teşekkürler.
Gelişine selam olsun…

Gelişine selam olsun …

Kırmızı Elmanın suçu ne?

Kırmızı Elma’nın suçu ne?

Tarihler boyunca ne olduysa bu Kırmızı Elma’nın yüzünden oldu ya da biz öyle mi zannediyoruz? Adem ile Havva o elmayı yemeseydi cennetten kovulmayacaktı, masalların kahramanı Pamuk Prenses elmayı yemeseydi zehirlenmeyecekti.

Sahi suç kimin? Kırmızı Elma’nın mı?

Her yasak olanın arkasında bir güzellik saklı olunca elma o kadar iştah kabartıyor ki kimse sonucuyla ilgilenmiyordu. Çünkü bilincin altında muhteşem bir mutluluk, muhteşem bir varoluş hikayesi vardı. Düşünsenize Adem ile Havva elmayı yiyip Cennet’ten kovulmasaydı insanlık var olmayacaktı. Böyle öğrendik ya! Pamuk Prenses de elmayı yemeseydi prens onu öpmeyecek, mutlu olmayacaktı.

Bu hikayeler bize ne öğretti? Yasak olanı yaparsan sonunda mutlu olursun, var olursun, kazanan sen olursun.

Şimdi sormak lazım bilincimize yasak olan her şey güzellik mi getiriyor hayatımıza,

yoksa bu büyük bir ilizyon mu?

Bugün de bu bilinçle yasak olan her şeye karşı koyuyor ve kendimizi var etmek için sonucunu düşünmeden eyleme başvuruyoruz.

Bu sefer bir değişiklik yapalım ve yasaklara uyarak mutluluğu karşılayalım #evdekalTürkiye

Kızın varsa …

Sana Bir Hikayem Var

Kızın varsa yaşadın derdi eskiler.Kız kimliği ile doğmak şansmıydı gerçekten ?Şanssızlık mı ?

O zamandan başlamıştı belki örf, adet, gelenek, görenek, kurallar, yaptırımlar,her neyse aklına gelen.Bazıları için gerçekten bir şans olarak dünyaya gelmiştin, büyüdüğünde annene bir arkadaş bir yoldaş olacaktın, kim bilir?

Doğduğun toprağa göre bazen de kız olduğun için lanetlenecek, başlık parasıyla küçük yaşlarda gelin edilecektin.

Kim bilir hangi ananın gözyaşı olacaktın, aile içinde uğradığın istismarlarla hasıraltı edilen bir sır olarak kalacaktın .Büyüyecek kimseye güvenmiyecek ve yaşadıkların yüzünden ya çok suskun ya çok vahşi bir kadın !

Kim bilir belki de o şanslılardan biri olup okuyacak ailenin hem gurur, hem maddi kaynağı olacaktın.

Senin de seçimlerin vardı değil mi? Doğduğunda güzel bir kız çocuğu olup büyüdüğünde başarılı bir öğrenci, çalışkan iş kadını, mutlu bir evlilik, muhteşem bir annelik, kendiyle bir sürü hayaller kuran harika bir kadın olacaktın.

Ne olmuştu da her şey tersine dönmüştü? Hiç farkına bile varmadan büyüyüp gitmiş, hiç bilmediğin bir meslek seçerek hayata devam eder olmuştun.

Birden bire tanımadığın bir hayatın içinde direksiyonu sende olmayan ama içinde olduğun bir araca dönmüştün. Kimdin sen ya da kim değildin?

Bugünkü seçmiş olduğun hayatında ata ağacındaki yaşanmışlıklar ve çözülmemiş travmalar yol haritanın belirleyicisi olabilir mi?

Ya seçtiğin meslek soyağacındaki bir çatışmanın çözümüyse !Yaşadığın kimliğin belirleyicisi sen değilsen .

Giderek annenin hiç sevmediğin, onaylamadığın davranışlarını kendinde gözlemliyor olabilir misin?

Bu halasının , teyzesinin , ninesinin kopyası demediler mi ?

Ya kadınlığın kimin eseri hiç düşündün mü?

Hangi yaşanmamışlık ya da hangi çatışmanın çözümüsün?

Sana koyulan atanın ismiyle onu yaşattığını düşündün mü ?

Neden doğurgan olmadığını yada sürekli aynı cinsiyette çocuk doğurduğunu ?

Bugün hiç kendine dışardan baktın mı?

Hadi şimdi kendin için bir iyilik yap ve fotoğraf albümüne bak!

Sen kimin eserisin, kimin yaşanmamışlığını, kimin çatışmasını taşıyorsun?

RUHUN İZ DÜŞÜMLERİ

Ruhun izdüşüme atölyesini programını hazırlarken kendi soyağacımızda ve kökümüzde yaşanılan hastalıkların çözülmemiş duygusal çatışmaları İçinde neden biz bunları yaşıyoruz sürekli ne yaparsak yapalım başa dönüyoruz diye süreci sorgularken kendimizi içsel farkındalık yolculuğunda bulduk.

Kendi çalıştığımız alanda zaten bir çok anne baba ve çocukların sıkıntı ve çatışmalarını da göz önüne aldığımızda deneyimlerimizi, öğretilerimizi birleştirerek İyileşme yolculuğumuzda birbirimize ışık tutacağımız teknikleri harmanladık.

Kişinin kendi yolculuğunun başlangıcı ilahi yaratıcının ilk nefesini bedene üflemesiyle bulduğu andır. Beden Bu andan itibaren ilahi sistemin muhteşem dizaynıyla anne baba soy ağacımızdan oluşan yol arkadaşlarıyla programlamış olduğu deneyimini yaşamaya başlar

Bu yolu bir çok kişiyle yaşamış olsakta özümüzde öğretileri anlamak ve başarıya ulaşabilmek için tek başımıza yolu yürürüz.

Bu yolculuğu nasıl planlıyoruz ?

Seçimlerimizi neye göre yapıyoruz ?

Bunların hayata ve bize yansıması nasıl oluyor?

Buradaki yaşam amacımız ne?

Bu yolculuk nerede ve kimden başlıyor bugün kendi yaşantımda bu yolu yürüyemiyorsak bunun yaşanmışlıklarımıza bedenimize ve bizden sonraki nesillere etkileri nelerdir?

Ruh beden ve zihin bir bütündür iyileşme içerde ve farkındalıkla başlar içerde olan bütün çatışmalar dışarıya yansır bizler ise cevabı hep dışarda ararız kendi içimizdeki kaynağın farkında olmayız.

İYİLEŞME KENDİN OLMAKTIR.

Bir Canım Daha Olsa !

Biliyorum bazıları için kendini dünyaya getiren anne, babaları çok kıymetlidir.Bazıları içinde olsa da olur, olmazsa da olur durumu söz konusu olabilir .Kiminiz anne,babanızı taparcasına severken kiminizin umurunda olmayabilir .Ama size bir hikayem var.

Bu hikayede varlığını bütünlüğünü babasına adamış dünyasının merkezi yapmış bir oğuldan bahsedeceğim sizlere.

Bir sabah hepimiz rutin olarak günlük hayata başlamışız .Sabah kahveleri yudumlanıyor ,bugün ne giysem diye hafiften bir telaş hava bir yaz, bir kış modunda.

Burası akdeniz öyle tatlı bahar havası bilmez .Birden bir telefon trafiği dönmeye başladı evin içinde.

-Alo yenge nasılsın amcam evde mi ?

_Yok iş yerinde 

_Ne oldu ?

_Yok öylesine aradım  .

Bu öylesine arayanlar telefonu değildi açıp soruyor ,kapatıyorlar .Belli bir şey olmuş haberimiz olup olmadığını kontrol ediyorlardı.

Eşimi arıyorum cevap yok .Evet belli bir şey olmuştu .Bende telofon trafiği başlattım orası burası sonunda ne oldu, nerdesiniz? Kayınbabamı kaybetmiştik.Şimdi anlaşılmıştı neden herkes eşimi soruyor .Onun için dünyanın sonu gelmiş yaşam amacını kaybetmişti .Hemen yanlarına gittim inanılmaz acı bedenini sarmış kendini nereye koyacağını bilemez halde boş boş bakıyordu .Ne ağlıyor ne konuşuyor öylece bakıyor .O an tek düşündüğüm bu acıyı nereye koydu ,nereye gömdü ?Bu beden bunu nerden kusacaktı ?Onu hayatta tutmaya yarayan otomatik beyni bu projeyi nereye saklamıştı .

Üstümüzden bir acı geldi geçti bu ilk deneyimlediği acıydı atasını, hayatını ona sunan varlığını kaybetmişti .Böylece günler haftalar geçti hayat rutine dönmeye başlamış geçmeyen ama hafifleyen acı hayatın karmaşasının içinde bir yer bulmuştu kendine .

Aylar sonra eşim eve her geldiğinde yorgunum,, nefes alamıyorum, iki adım atsam yoruluyorum demeye başladı .Ne olmuştu yorulmayı bilmeyen bu adama ? Sonunda hastahaneye gitmeye karar verdi.Tahliller araştırmalardan sonra vücutta devamlı kan değerlerinin yükseldiğini ve kan vermesi gerektiği sonucuna varıldı .Her ay kan veriyor oh rahatladım edalarında geziyordu . Bu kan vermeler sıklaşmış doktorların anlam veremediği bir durum halini almıştı .

Hemotoloji servisinde incelemeye alındı ,periferik yayma ,kemikiliği aspirasyonu ve biyopsisi genetik testler vs vs  .Sancılı bekleyişler araştırmalar ve uzun bekleyiş sonunda sonuçlar temiz geliyor .Binlerce şükür..

Bu zaman içerisinde kan değerleri yükseliyordu ve böylece aylar geçti. Tıbbi olarak yapılacak bir şey yoktu çünkü ;fiziksel bir hastalık yoktu.Benim öğrendiğim total biyoloji ve yeni alman tıbbı ekolünde ki  RECALLHEALİNG sistemine göre ‘kan ‘demek ‘klan ‘demek ti.Eşime dönüp dedim ki: 

_Kime can vermek istiyorsun ?Neden kendinden birkaç tane daha çoğaltmaya çalışıyorsun .

_Kendini bu hayatta neden yetersiz hissediyorsun ?Cevap her zaman ki gibi çok etkileyici :

_HİÇ KİMSE…

Sizce de çok inandırıcı değil mi ?Artık sorunun cevabını biliyordum .Gel bakalım haydi bu cevabı bir kerede beraber çözümleyelim .Eğitimde ne öğrenmiştim beyin bizi hayatta tutmak için acının  bir kısmını  bilinçaltına gömer ve diğer kalan büyük kısmı siler değil mi?

_Evet .

Artık her eğitim dönüşünde ve her danışman çözümlemesinde o kadar dile getiriyordum ki bilinç altı ve otomatik beyin hikayesini uçan kuş bile duyar olmuştu .

_Tamam işte bu otomatik beyin baban vefat ettiğinde devreye girdi ve senin acını aşağılara bir yere gömdü değil mi ?Şimdi sen her gün daha fazla baban olmaya onun bıraktığı emanetlere sahip çıkmaya çalışıyorsun. Kurduğu düzeni devam ettirmek için çok koşturuyor ve yoruluyor olabilrmisin ?Farkında değilsin ama babanın yokluğunu doldurmak için herkesin bir parçası olmaya çalışıyorsun .Bunu bilen beyin ise seni çoğaltmanın yolunu kanı çoğaltmada buldu .Seni yeter hale getirmek için senden birkaç tane daha yapacak.Bu yüzden kan çoğaltıyor ve sen kan verdikçe tekrar kendin oluyor , bedenindeki ikici seni yok ediyorsun .Her çoğaldında yeterlilik bilincin tatmin olurken bunu kaldıramayan beden ise yoruluyor ve fiziksel olarak seni güçsüz bırakıyor . 

_Doğru söylüyorsun keşke benim canımı alıp yaradan babama verseydi babam ölmeseydi .Ne yaparsam yapayım onun boşluğu dolmuyor hiç kimseye yetemiyorum, dedi .Kendi itirafı iyileşmesiydi . 

_Her şey bu kadar basitmiydi ?Evet basit.Çünkü zor olan bizleriz .İçimizde ki bilegeliğe izin verirsek herşey çok kolay .Haydi derin bir nefes al sen sadece kendin için varsın . Bu deneyimde olman gereken yerde olman gereken gibisin .Lütfen izin ver .Babanda kendi için tasarlanmış hayatını yaşadı ve bitirdi .Ne sen ne bir başkası ‘o’ olamaz yada kimsenin nefesi kimseye  can veremez .Şükürler olsun ki baban tüm yaşamı boyunca sizlerle ve bizlerle sağlıklı ve donanımlı bir hayat yaşadı .Kırmadı, kırılmadı.Yolları açık ve ışıklarla dolsun .Artık sen kendin için tasarlanmış hayatta kendin için nefes alacak ve anı yaşayacaksın .

Bu  çalışmanın bu farkındalığın sonunda ne mi oldu ?Kan değerleri bir daha hiç sınırın üstüne çıkmadı . 

RECALLHEALİNG sistemin içinde olmamı sağlayan sevgili Pınar Gogulan’a ve bu sisteme ömrünü adayan sevgili öğretmenim Gilbert Renaud’ a sonsuz teşekkürler .

Windows 10 için Posta ile gönderildi

ENGEL”SİZ”SİNİZ !

İşte yine yeniden küçük bedenli kocaman yürekli öğrencilerimle bir çalışma günüden izlenimler .Hepimiz bu dünya deneyiminde dünyaya gelmeden önce anne babalarımızın heyecanla beklenen bebekleriyken yuvamızda annemizin karnında duyduğumuz en çok şey ‘sağlıklı doğsun başka bir şey istemiyorum.’kelimelerinden oluşan kısa ama manası çok uzun cümledir.

Büyük bir heyecanla gidilen doktordan duymaktan korktuğumuz bebeğin sağlıksız olduğunu belirten kelimelerin bir araya geldiği cümledir .Eğer bir problem yoksa sevinç içinde doktordan çıkışta ilk kalp atışı, ilk parmakları görüş ,daha bir tomurcukken kime benzediğini söyleyen espriler herkesle paylaşılır heyecan dolu cümleler ,hızlı atan kalpler, yüzde kulaklara varan ifadeler ,her şey ama her şey tamamdır .

Ya bir de doğduktan sonra yada doğmadan önce fiziksel sağlık problemi ortaya çıkarsa…İşte beklenmedik anda karşılaşılan bu durum anne babanın ve aile bireylerinin en zor anı ,kabullenme süreci çözüm süreci derken yeni bir hayata yeni bir bakışa yeni bir programa ihtiyaç duyulan zaman dilimleri .

Engelin adı ne olursa olsun anne babanın ilk aklına gelen ”BEN ” ”YOK ”ken çocuğuma ne olacak ?Toplum tarafın hala garipsenen , yaşam şartları özgürleştirlmeyen nasıl olsa benim problemim değil ,nasıl olsa benim çocuğum değil diye önemsenmeyen bu bireyler yarını endişe ile bekler duruma geliyor .Hepimizin bildiği klişe kelimeler ve cümlelerle konuyu uzatmak değil biraz empati ile yürekleriniz dokunmak istiyorum ve bu yüzden bugün sizlerle öğrencilerimizle yaptığımız çalışmayı olduğu gibi aktarmaya çalışacağım .

Günaydınnnnn çocuklar hepimiz bugünde dersimize derin bir nefes alarak sağlıkla uyandığımız ve nefes alabildiğimiz için bedenimize ruhumuza inancimıza teşekkür ederek onu ve kendimizi onurlandırarak başlıyoruz(bu arada çocukların en severek yaptıkları şey kalplerine dokunarak bedenlerine onu sevgi ile beslediklerini bu sevginin kendilerine ve başkalarına yansımasına izin verdiklerini söyledikleri an yüzlerindeki ifadeleri görmenizi isterim :)))) harika ve tarifsiz muhteşem saf sevgi akışı )

Ve bugün sizlerle bir çocuğun hikayesine gideceğiz ama önce üç gruba ayrılacağız bu grup hikayenin mutlu ,bu grup öfkeli ,bu grup ise çözümcü tarafı olacak .

Hikayemiz başlar …

Yine çalan saatin alarmı ile birlikte yatağımdan fırladım . Yatağım ortasına doğrulup anneminde çalan saatimi duyup odama gelmesini bekliyordum .Bugün hava gerçekten çok güzel olmalıydı çünkü odamda pencereden gelen güneşin varlığını hissettiren bir sıcaklık yatağıma vuruyor ve beni ısıtıyordu . Odamı yeni almıştık .Kocaman bir yatağım yumuşacık yastıklarım ve bir sürü müzik aletlerim vardı .Anneme anlatmıştım duvarlarım gökyüzü gibi olmalı ,yerlerde çimen gibi yumuşacık bastığımda ayaklarım içinde kaybolmalı :)yatağım pencereden gelen sıcaklığı ayaklarıma bedenime yansıtacak şekilde camın önünde olmalı .uyandığımda dışardan gelen sesler odama dolmalıydı bende biraz davuluma vurarak ,biraz çıngırak çalarak ,biraz kendim söyleyerek eşlik edebilmeliydim.

(Gözlerimiz kapalı hepimiz o odadayız hepimiz çocukla bütünleşmiş ve yüzlerimizde odaya gelen sıcaklığı hisseden bir tebessüm )

_Haydi bakalım uyanma vakti yüzümüzü yıkayalım ve üstümüze giyecek birşeyler ayarlayalım .

_Günaydın annecim b ugün hava nasıl dışarda ?

_Gayet güzel sıcak bir gün

_Dışarı çıkmak için güzel bir gün o zamanBugün elbiselerimi ben seçebilirmiyim .

_Elbette tatlım

_Güneş gibi gömleğim gökyüzü gibi pantolonum güzel olur diye düşündüm .Belki bugün o cok sevdiğim kar gibi ayakkabılarımı giyerim

Annemle birlikte karar verdiğim gibi gökyüzünü güneşi ve karı bir araya toplamıştım .Gerçekten bunları üstüme giyebilirmiydim acaba .Sonsuz gökyüzünü sımsıcacık bir gömleği kardan bir ayakkabıyı :)))(tüm çocuklarda büyük bir başarının hazzı yüzlerde )

Ve dışardayız koşmak delice koşmak istiyorum kardan ayakkabılarımı çıkartıp o çimenlere basmak .Yemyeşil çimenlere basmak ve basıyordum da ıslak çimenler ayaklarımın altındaydı toprak vardı bir de kahverengiymiş ağaç gövdeleri gibi ,birde papatyalar varmış etrafımda çimen rengine karışmış kar ile güneşin kardeşliği gibiymiş ..Annem öyle söylüyordu . Bu güzelliklerin rengi varmış güneşin sıcağı sarı demek benim için ,ağacın gövdesi kahve rengi , yukarısı maviymiş adı gökyüzü ,ayaklarımın altı yumuşak ve toprak içinde mis kokulu kısalı uzunlu ot larsa yeşilmiş çimenmiş adı .Biraz daha uzaklarda çocuk sesleri geliyor kulağıma belki de benim yaşımdalar ama kimse yanımda değil uzaktalar (yüzler deki ifade deişiyor) sanırım KÖREBE oynuyorlar .Aslında annem anlatmıştı gözlerine bir bant bağlayıp etrafındaki kendine yanaşan arkadaşlarını yakalamaya çalşıyorlarmış .Aslında bunu en güzel ben oynarım nasıl olsa görmüyorum !!!Neden benim yanıma gelmiyorlar neden benimle oynamıyorlar ?(Yüzlerdeki o karışık ifadeler anlatılmaz ne yapacaklarını ne düşüneceklerini bilemiyen ifadeler )

Evetttttt çocuklar şimdi mutlu grubumuz cevap veriyor sen olsaydın ne yapardın ?

_Ben olsaydım çocuklara gidip benide oynatın derdim .

_Ben olsaydım annemle birlikte körebe oynardım .

_Ben olsaydım ağacın altına oturur çıngırak çalardım ve onların dikkatini çekerdim

_Ben olsaydım onlara şarkı söylerdim çimenlerde koşalım derdim ..

Küçücük ve sorgulayamayan yüreklerde ki mutluluk sözleri olduğumuz durumu mutluluğa çevirecek çare arayışlarımıza karşılık veriyor ..

Öfkeli grubumuz

_Ben olsaydım o çocukları hortumla ıslatırdım

_Ben olsam anneme kızardım o çocukların orada oynamasına izin veriyor diye

_Ben olsam odamdan birdaha dışarı çıkmazdım neden mutsuz olayım çocukları duydukça

_Ben olsam annemle hepsinin gözlerini bağlar ve benim gibi olmalarını sağlardım

Öfkeli grubumuzda inanılmaz senaryolarda vardı artık onları başka zaman anlatırım 🙂

ve son olarak çözüm grubumuz

Bu yaşta böyle bir çözüm üretebilen öğrencilerim olduğu ve bu sevgiyi gerçekten onlara aktarmayı başarabildiğimiz için hepsini ayrıca kucaklıyorum.

BEN olsaydım gözlerim görmezse bile bana her şeyi kendi gözlerinden anlatan bir annem olduğu için şükür edip anneme sarılır teşekkür ederdim . .

BEN olsaydım görmesem bile dokunabildiğim ve yürüyebildiğim ,koşabildiğim için teşekkür ederdim.

BEN olsaydım çocuklara kör bir çocuğa nasıl yardım edebileceğini anlatırdım ..

diyerek o günkü dersimizi bitirdik . VE bugün sabah bana söyledikleri ilk şey

_Öğretmenim akşam yatmadan düşündüm kör olsaydım nasıl olurdu gözlerimi kapatıp oturma odasına gitmeye çalıştım kapıya çarptım ve düştüm ve görebilmenin ne kadar önemli olduğunu anladım .

_Öğretmenim bende aynı şekilde yemek yerken gözlerimi kapadım yemeği üzerime döktüm annem de kızdı .Anneme anlattım sınıfta olanları bana sarıldı ve ağladı .

Daha bir sürü deneyimler var paylaşılabilecek ama önemli olan bu yaşta çocuklarımızdan başlayarak kendimizde ve onlarda farkındalıklar yaratıp çözümler bulabilmelerine yardım edebilmek. ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK için elimizdeki fırsatlardan harikalar yaratabilmek .Engelli çocuk yada bireylere hayatı kolaylaştırabilmek ve onlarla dayanışma halinde kalabilmeyi başarmalarını sağlamak .Bunun oluşumuna tek ENGEL’SİZ’SİNİZ.

Farkınız Farkındalığınız Olsun

NEFES ALAMIYORUM!!!

Yine bir bayram günü gelmiş her yer bahar temizliğinin bayram şenliği halini almıştı. Mis kokulu perdeleri ile dantelle süslenmiş vitrinler kalıp gibi ütülenmiş elbiseler, akşamdan açılan tatlılar ve el değmesin diye tembihlenmiş şeker kutuları işte her yer bayram için hazırdı.

Müge hiçbir bayram kapı çalarak kendisine uzatılan şeker kutusuna elini daldırmamış ,cepleri şeker dolu çocuk olmamıştı .Her Bayram sabahı telaş içinde uyanarak büyük babanın evine gidilir ve muhteşem sofralarda keyifli sohbetlere dalan büyükleri dinlerdi. Daha eve girmeden kocaman bakır tencereler de pişen mis kokulu tavuk suyuna pilavın damağındaki tadı reyhan dalıyla kaynamış sütün toprak kaplara yerleştirilmiş sütlaçlarıyla süslenmiş hallerini konuşmaya başlar ,masadaki özenle sarılmış sarmalar ve incecik açılmış içli köftelerle dans ederdi. Evet yemek yemeyi çok seviyordu hele bayram sofrasında ki özenle hazırlanmış yemeklerin kaynaştırdığı geniş aileyi dinlemek onun için muhteşem bir bayram sevinciydi.Yıllar yıllar böyle geçti .

Müge büyümüş onsekiz yaşında genç kız olmuştu.Artık koşa koşa gittiği büyük babanın evinde herkese yaşına göre zarflara para koyan ve sıraya girin diye gürleyen ses artık yoktu. Büyükanne iyice yaşlanmış başkalarının desteğiyle başkalarının hazırladığı sofraya öylece bakar dururdu.Her bayram koşa koşa gidilen o evin hiçbir heyecanı kalmamıştı herkes büyümüş evlenmiş çoğalmıştı ama bir o kadar da yalnızlaşmışlardı.

Müge bu bayramdan önce üşütmüş devamlı öksürüyordu.Herhalde iş yerinde üşüttüm diyerek geçiştiriyor,kimseye söylemeden kendi kendine kocakarı ilaçları yapıp bu durumu sakinleştirmeye çalışarak bayramı geçirmek istiyordu .Sabah olup kalktığında hiçbir şey yokmuş gibi hazırlanıp doğru büyük annenin evine koştular her gelen elinde küçük bir tabak yemek ,tatlı, çorba derken sofra donatılmış ve görev gibi yenilip kalkınmıştı.Artık herkes evine dönmeliydi Müge yavaş yavaş hareketlerinde ve nefes almasında bir yavaşlama olduğunu fark etmişti kimseye bir şey farkettirmeden toparlamaya ve ayakta durmaya çalışıyordu.Annesi bu durumu fark ettiğinde “hiçbir şeyim yok haydi eve gidelim “diyerek oradan ayrılmışlar, eve döndüğünde bu bayramda böyle geçecek diye söylenirken birden artık nefes alamadığını ve her almaya çalıştığında ağzından su geldiğini gördü,İçeriye seslenerek

-ben iyi değilim ,ben iyi değilim !diye tekrarladı.

Annesi telaş içinde hemen hastaneye götürdü .Tahliller röntgenler derken doktor Müge ve annesine dönerek

-telaşlanmanıza gerek yok hastanede bir süre sizi misafir edeceğiz ,dedi.

Müge’nin geçirdiği rahatsızlığı “tüberküloz “başlangıcı diyerek aileyi korkutmadan bu durumun nasıl tedavi edileceğini anlattı.

Müge ve annesi ne olduğunu anlayamamışlar, neden olduğuna anlam verememişlerdi 16 gün boyunca Hastahanede” intaniye” bölümünde tedavi olmuş akciğerlerinden 1,5 litre su alınarak iyileştirilmesi hızlandırılmıştı.

Günler böylece gelmiş geçmiş daha sonra altı ay kadar tedavisi devam etmiş ve bu sayfayı kapatmışlardı.

Yine yıllar yıllar geçmiş ve Müge her bayram öncesi rahatsızlanıyor nefes alamıyorum diye ortalarda gezinerek günlerini geçiriyordu .Bayramların vazgeçilmez travması . Artık Bilinçaltı bu programı çok güzel zamanlıyor ve her bayram önüne sunuyordu .

Müge ile tanıştığımız ilk günlerde bunları konuşmadık. Çünkü her geldiğinde ayrı bir konu üzerinden konuşma başlatıyor ve gerçekleriyle yüzleşmek istemiyordu.

Ve kaçınılmaz son daha fazla ötelenemezdi Sordum “””ölmekten korkan hangi atanın anısı seni bu kadar takip ediyor olabilir?”””

-belki dört duvar arasında bir hapis ,belki bir savaş anısı ,belki bir darp ölümle burun buruna gelmiş bir anı nedir peşini kovalıyan ?

Müge şaşkınca “ne alaka ” kimse değil

Daha derin daha kolay ama meraklandırıcı soruları zihninin deposuna attı ve gitti .

Bir daha gelmez diye ümidi kestiğim Müge

Akşam eve gider gitmez bütün aileyi soru yağmuruna tutuyor ve hikayesini buluyordu.

-Babam genç yaşlarda bir kavga esnasında Silahlı bir çatışmaya giriyor karşı tarafı yaralayarak ceza evine giriyor ceza evinde her gün bu dört duvar bana mezar olacak burada öleceğim diye söylenip duruyor ,dedi .

Aradığım hikaye zaten buydu yaşam alanının ona dar gelmesi ve ölüm korkusu ikisi birlikte bilinçaltına hayatta kalma çatışması yollamıştı ve müge babasının çatışmasını hayata geçiriyordu çünkü babası da tam o yaştayken ölmekten korkmuş ve nefes alamamıştı .

Herşey bu kadar basit ve kolaymıydı .Evet bence kolay .

Zihin basit programlar bizler anlamayı zorlaştırırız çünkü hayatın zor ve kolay olmadığını düşünüyoruz .

Sevgilerimizle…

T&T Yeni Yaşam Atolyesi

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑